Soru yanlışsa yanıtın da bir önemi kalmıyor. Başbakan, kadınlara kota tartışmasında KADER(*) başkanına soruyor: Ruanda mı olmak istiyorsun?
Ama ne soru doğru, ne de sorun Ruanda olmak. KADER başkanı zaten, “Ruanda kadar bile olamamaktan bahsediyor.” Bugün kota sayesinde Ruanda’da kadınların parlamentoda temsil oranı % 50’ye yakın.
KADER kadınların temsilini artırmanın yegane yolu olarak KOTA’yı öneriyor. Bunun son tahlilde, özellikle siyasette maratonu çok önceden koşmaya başlamış erkeklerle kadınlar arasında oluşan “eşitsizliği” giderecek, bir “olumlu eylem”(**) olduğunu, düşünüyorum.
ANCAK, evet kocaman bir ANCAK, diye başlayan çekince koyarak, bir hatırlatmayı yapmak zorundayım. Bu hatırlatmayı “taslak” belli olduktan sonra ANAYASA tartışmalarında da gündeme getireceğim.
Aslında kadınları da siyasette “gerçekten” var etmenin yolu, kotayla veya değil, siyasetimizin sanki “erkekler” hakimmiş gibi görünen yapısını iyi tahlil etmekten geçiyor.
Şimdi yüksek sesle bağırıyorum:
Türkiye’de kadın veya erkek, herkes zaten “kotayla” siyaset yapıyor. Erkekler de, kadınlar kadar kotaya mahkum. Erkeklerin, kadınlardan hiçbir farkı yok!
Nedir bu kota?
Genel başkan ve ekibinin kotası!
Bu kotada yoksanız, kadın ya da erkek olmanız fark etmez. Etmiyor, etmedi. Siyasi parti genel başkanları, kadın olduğu zaman bile etmedi.
%30 kadın kotası mı, % 30 Genel başkan ve ekibinin onay verdiği kadınlar demektir bu. Kotayı % 50 yapın, eğer genel başkanın, ekibin gözüne giremezsiniz, bu kotadan da içeri giremezsiniz.
“Olsun, bir kota olsun, sonra genel başkanın gözüne gireriz” diyorsanız. Ben de “biraz zor girersiniz!” diyorum.
Kadın ya da erkek olsun, Türkiye’de siyaset, siyasi partileri küçük krallıklara dönüştüren lider ve ekiplerinin elindedir: Demokrasimiz “iki dudak demokrasisi”dir.
KADER, başbakanı “Ruanda ve kota” konusunda bilgilendirecekmiş. Başta kendileri olmak üzere tüm kadınların önce “Türkiye’deki siyaset gerçeği” ile yüzleşmeleri gerekiyor.
Bir siyasi partide herkes hukuksal güvenceye sahip olmadan, o partide-ülkede demokrasiden, eşit koşullarda yarıştan ve "olumlu eylemler"den söz etmek mümkün değil.
Milletin önüne “sandık” koymak, demokrasi için yeterli değil. Sandığın öncesi ve sonrası demokrasiden ve adaletten nasibini almamışsa, parti-içi demokrasi yoksa sadece “iki dudak demokrasisi” var demektir. Lider ve ekibinin, iki dudağı ve insafıyla oluşturulan milletvekili listelerine izin veren siyasi partiler yasasıyla, aslında sadece kadınlar değil, erkekler de on yıllardır ayrımcılığa uğruyor.
Eğer bir mücadele verilecekse, ÖNCE bu duruma yol açan siyasi partiler yasasını, yeni ANAYASA ile birlikte değiştirmeye çalışmak için verilmelidir.
Kadınlar Uyanın! Uyuyan erkekleri de uyandırın…
(*) Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği
(**) Pozitif ayrımcılık
Türkiye'de "siyaset" ve "demokrasi" üzerinde vesayet kurmak isteyenler hiçbir zaman çabalarını sona erdirmemiştir. Siyaset, en az sivil-asker bürokratik egemenler kadar, siyasi parti lider ve ekiplerinin iki dudağı arasına sıkışmıştır. Türkiye'nin bugünü ve geleceği önündeki en temel problem budur: Ülkemiz, uzun yıllar içinde "iki dudak demokrasisi"ne dönüşmüştür. 2003 yılından beri, bu sorunla ilgili yazdıklarıma ve yazacaklarıma bu blogdan ulaşacaksınız.
Ka-der etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ka-der etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
03 Ekim, 2007
30 Mayıs, 2007
Erkek Demokrasiden Gerçek Demokrasiye
Ka.der’in kampanyasının ardından ben de bir yazı yazdım. Onpunto’da yer aldı: “İki dudak demokrasisi.” Tekrarlamayacağım tüm yazdıklarımı. Özetle, Kader’i desteklediğimi, ama Türkiye’nin çok temel bir sorunu çözülmedikçe başarı şanslarının olmadığını anlatmıştım.
Her şeyi, siyasi partilerin lider ve ekibinin iki dudağı arasına şıkıştıran, siyasi partiler yasamız yerinde durdukça, Türkiye’de kota da getirseniz, kadın adayları üst sıralara liderlerin lütfuyla yerleştirseniz de, “kendi iradelerini” sergilemeleri ve tam anlamıyla “milletin vekili” olmaları imkansız.
Şimdi, daha fazla ayrıntıya girmeden, bu eleştirimi saklı tutuyorum.
Sayın “sozal” Kader’in kampanyası ile ilgili bir yazı yazdı. Ka.der’in kampanyasına getirdiği eleştirilerin neredeyse hiçbirine katılmıyorum. Kadınlar tarafından tipik “erkek egemen” olarak nitelenen bir bakış açısı. Aslında kendi sorduğu soruların yanıtlarını, yazısı içinde yine kendi verdiği halde, bazı konuları açmakta yarar var.
Uzun bir yazıya-yanıta hazır olun!
Ka.der’i yanlış anlamayın! Ka.der kampanyasında neler söylüyor? Gelin önce onlarda anlaşalım. Ka.der “TBMM’ye hep erkekler girdi, bu defa da kadınlar girsin” demiyor. Kadınlar da girsin, hatta %30 oranında temsil şansı, “cinsiyet kotası” istiyor.
"Erkek olmak şart mı?" diye sormasının nedeni, kadınlara “yurttaş” olarak, 1934 yılında “verilen” seçme ve seçilme hakkına rağmen parlamentomuzun hala erkeklerle dolu olması. (% 4 kadın) Bugün Türkiye’de de kimi hakların hukuken olması, ama “zihniyet” açmazı nedeniyle fiilen uygulanamaması “kadın hareketlerinin” ayrıca çaba harcamasına yol açmaktadır.
Bir “kadının”, bu durumda "erkek olmak şart mı?" sorusunu sorması kadar doğal ne olabilir? Dünyada, Avrupa ülkeleri dahil 81 ülkenin anayasalarında ve yasalarında “cinsiyet kotası” var.
Neden var?
“Kimilerinin, biz insanların birikimine bakarız, donanımına bakarız, bacaklarının arasında ne olduğuna değil.” diye “dahiyane” ve “amiyane” biçiminde ifade ettiklerini hiç düşünemedikleri için mi? Çok naif ve “siyaseten doğrucu” (politically correct) oldukları için mi?
Yanıt belli: Elbette değil!
Bu kota sağlanmasaydı, her halde bir yüzyıl daha her şeyi “erkekler” yöneteceği için... Kadınların uğradıkları ayrımcılık, şiddet, eğitim, sağlık, kültür, yoksulluk, kariyer koşullarında iyileştirmeler, yine “erkeklerin” beynine/eline bakacağı için...
Kadın bakış açısı ve duyarlılığının, erkeklerin yüzyıllardır hep eksik bıraktıkları, önemsemedikleri ve sahiplenmediklerini sahipleneceği için...
Hepimizin insan, ama yüzyıllardır erkeklerin kendilerini daha “insan” sandıkları için...
Uzatmayayım...
Kadın sorunlarını, “erkek egemen bakış açısı”ndan kurtulmuş “insanlar” çözebilir. Önce “erkek egemen bakış açısı nedir?” sorusunu kendine sormaktan başlayarak. Ve bunun en önemli adımı, öncelikle “eşit temsil”dir.
Bu, evet, feminist bir yaklaşımdır. Ama feminizm nedir? En basit anlamıyla, “bir toplumda kadın haklarının yaygınlaşması için çaba harcamak, erkeklerle eşit düzeye gelmesine çalışmak”dır. Bu yaklaşım, hepimizin sahip olması gereken bir yaklaşım değil mi? Yani bu anlamda hepimiz “feminist” değil miyiz?
Ama eğer feminizmden, “erkek düşmanlığı”nı anlıyorsanız, zaten sorun, başka yerde demektir. Her şeyin aşırılığını yapanlar ve bununla kendini ifade edenler bulunabilir. Ama tüm kadın hareketi ve mücadelesini bu tür aşırı akımlara bağlayamazsınız.
Evet, Ka.der önce kadın olduğu için, “kadınlar” seçilsin istiyor: Çünkü on yıllardır indir/kaldır bir parmak olarak seçilen erkeklere, hiçbir “erkek” çıkıpta “senin donanımın ne, bilgin ne, eğitimin ne, ne oluyor?” demedi. Kadınlar sözkonusu olunca, “benim için en önemli olan budur” diyenler nedense sıraya giriyor.
Sayın “sozal” İkdam gazetesi’nden güzel bir alıntı yapmış:
“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?"( 1 Eylül 1925 İkdam Gazetesi)
Aslında bu alıntıda şu andaki durum özetleniyor. Çünkü bugün de sayın “sozal”ın söylediklerinin tersine, tüm dünyada ve ülkemizde kadınlar toplumsal fırsatlardan ve kaynaklardan eşit bir biçimde yararlanamıyorlar.
Birkaç istatistik yeterli olacaktır:
2000 yılı itibariyle 6 yaş üstü nüfus içinde okur yazar olmayanların sayısı 7,6 milyondur. Bunun 5,7 milyonu kadın, 1,9 milyonu erkektir.
2000 yılı 12 yaş ve üstü üzerine işgücü istatistiklerine göre iktisaden faal nüfusa katılan kadın sayısı 10,2 milyon, erkeklerde ise 18,4 milyondur.
Meslek gruplarında kadın ağırlıklı tek alan 100 erkeğe 131 kadının düştüğü tarımsal faaliyetlerdir.
Örnekleri artırmak mümkün.
Siyasetin, kadınlara yönelik daha fazla güçlük çıkardığı doğrudur. Evdeki iş bölümü, annelik, “taciz riskleri” ve başka birçok neden sayılabilir. Ama bunların hiçbiri kadınların üstesinden gelemeyeceği engeller değildir. En büyük engel, kendi alanlarını kadınlarla paylaşmak istemeyen “erkeklerdir”.
Aynı sayın “sozal”ın söylediği gibi “ayıp olmasın diye erkeklerin seçtiği kadınlar” olmak istemiyor kadınlar. Ama bunun engellemenin yolu sözünü ettiğim gibi sadece kota değil, siyasette lider egemenliğine son vermek...
Kadınlar kadın oldukları için değil, “ayrımcılığa” uğradıkları için, bu toplumun yarısını oluşturdukları için bugün parlamentoda eşit temsil istiyorlar. Kadınlar dar bir çıkar grubu değildir. Diğer gruplar, etnik kökene sahip olanlar, meslek grupları çıkarlarını savunan temsilciler seçtirebilir, sivil toplum örgütleri, odaları vb. ile zaten bunu yapıyorlar. Kadınların bunun için bir “seçim bölgesi” de yoktur.
Ka.der erkeklerin de üye olduğu bir kadın örgütüdür. KA.DER’ in yoğun çabaları, bu kampanyadaki büyük masrafları boşuna değil. Bugün dikkat çeker, yarın etki yaratır, gelecekte sonuç verir.
Erkek demokrasiden, gerçek demokrasiye geçmenin başka yolu yok. Kentli-köylü ezilen, perişan durumdaki kadınların kurtuluşu da siyasette, lider hegomonyasını, icazetini aşabilecek temsil yeteneğine sahip kadınlarla, erkeklerin birlikte çalışmalarıyla gerçekleşecektir.
Bu tartışmada ironik olan bir diğer konu, iki erkek kafa kafaya verip, bunu tartışıyor olmamız. Açıkcası bir “kadının” da bu konuda söz almasını tercih ederdim.
Sayın sozal'ın yazısı için: http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=ssirri&CId=40398
Veriler: Eşit temsil için cinsiyet kotası /Erkek demokrasiden gerçek demokrasiye, Ka.der yayını (2005)
onpunto / 24.03.2007 / O. Suat Özçelebi
Her şeyi, siyasi partilerin lider ve ekibinin iki dudağı arasına şıkıştıran, siyasi partiler yasamız yerinde durdukça, Türkiye’de kota da getirseniz, kadın adayları üst sıralara liderlerin lütfuyla yerleştirseniz de, “kendi iradelerini” sergilemeleri ve tam anlamıyla “milletin vekili” olmaları imkansız.
Şimdi, daha fazla ayrıntıya girmeden, bu eleştirimi saklı tutuyorum.
Sayın “sozal” Kader’in kampanyası ile ilgili bir yazı yazdı. Ka.der’in kampanyasına getirdiği eleştirilerin neredeyse hiçbirine katılmıyorum. Kadınlar tarafından tipik “erkek egemen” olarak nitelenen bir bakış açısı. Aslında kendi sorduğu soruların yanıtlarını, yazısı içinde yine kendi verdiği halde, bazı konuları açmakta yarar var.
Uzun bir yazıya-yanıta hazır olun!
Ka.der’i yanlış anlamayın! Ka.der kampanyasında neler söylüyor? Gelin önce onlarda anlaşalım. Ka.der “TBMM’ye hep erkekler girdi, bu defa da kadınlar girsin” demiyor. Kadınlar da girsin, hatta %30 oranında temsil şansı, “cinsiyet kotası” istiyor.
"Erkek olmak şart mı?" diye sormasının nedeni, kadınlara “yurttaş” olarak, 1934 yılında “verilen” seçme ve seçilme hakkına rağmen parlamentomuzun hala erkeklerle dolu olması. (% 4 kadın) Bugün Türkiye’de de kimi hakların hukuken olması, ama “zihniyet” açmazı nedeniyle fiilen uygulanamaması “kadın hareketlerinin” ayrıca çaba harcamasına yol açmaktadır.
Bir “kadının”, bu durumda "erkek olmak şart mı?" sorusunu sorması kadar doğal ne olabilir? Dünyada, Avrupa ülkeleri dahil 81 ülkenin anayasalarında ve yasalarında “cinsiyet kotası” var.
Neden var?
“Kimilerinin, biz insanların birikimine bakarız, donanımına bakarız, bacaklarının arasında ne olduğuna değil.” diye “dahiyane” ve “amiyane” biçiminde ifade ettiklerini hiç düşünemedikleri için mi? Çok naif ve “siyaseten doğrucu” (politically correct) oldukları için mi?
Yanıt belli: Elbette değil!
Bu kota sağlanmasaydı, her halde bir yüzyıl daha her şeyi “erkekler” yöneteceği için... Kadınların uğradıkları ayrımcılık, şiddet, eğitim, sağlık, kültür, yoksulluk, kariyer koşullarında iyileştirmeler, yine “erkeklerin” beynine/eline bakacağı için...
Kadın bakış açısı ve duyarlılığının, erkeklerin yüzyıllardır hep eksik bıraktıkları, önemsemedikleri ve sahiplenmediklerini sahipleneceği için...
Hepimizin insan, ama yüzyıllardır erkeklerin kendilerini daha “insan” sandıkları için...
Uzatmayayım...
Kadın sorunlarını, “erkek egemen bakış açısı”ndan kurtulmuş “insanlar” çözebilir. Önce “erkek egemen bakış açısı nedir?” sorusunu kendine sormaktan başlayarak. Ve bunun en önemli adımı, öncelikle “eşit temsil”dir.
Bu, evet, feminist bir yaklaşımdır. Ama feminizm nedir? En basit anlamıyla, “bir toplumda kadın haklarının yaygınlaşması için çaba harcamak, erkeklerle eşit düzeye gelmesine çalışmak”dır. Bu yaklaşım, hepimizin sahip olması gereken bir yaklaşım değil mi? Yani bu anlamda hepimiz “feminist” değil miyiz?
Ama eğer feminizmden, “erkek düşmanlığı”nı anlıyorsanız, zaten sorun, başka yerde demektir. Her şeyin aşırılığını yapanlar ve bununla kendini ifade edenler bulunabilir. Ama tüm kadın hareketi ve mücadelesini bu tür aşırı akımlara bağlayamazsınız.
Evet, Ka.der önce kadın olduğu için, “kadınlar” seçilsin istiyor: Çünkü on yıllardır indir/kaldır bir parmak olarak seçilen erkeklere, hiçbir “erkek” çıkıpta “senin donanımın ne, bilgin ne, eğitimin ne, ne oluyor?” demedi. Kadınlar sözkonusu olunca, “benim için en önemli olan budur” diyenler nedense sıraya giriyor.
Sayın “sozal” İkdam gazetesi’nden güzel bir alıntı yapmış:
“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?"( 1 Eylül 1925 İkdam Gazetesi)
Aslında bu alıntıda şu andaki durum özetleniyor. Çünkü bugün de sayın “sozal”ın söylediklerinin tersine, tüm dünyada ve ülkemizde kadınlar toplumsal fırsatlardan ve kaynaklardan eşit bir biçimde yararlanamıyorlar.
Birkaç istatistik yeterli olacaktır:
2000 yılı itibariyle 6 yaş üstü nüfus içinde okur yazar olmayanların sayısı 7,6 milyondur. Bunun 5,7 milyonu kadın, 1,9 milyonu erkektir.
2000 yılı 12 yaş ve üstü üzerine işgücü istatistiklerine göre iktisaden faal nüfusa katılan kadın sayısı 10,2 milyon, erkeklerde ise 18,4 milyondur.
Meslek gruplarında kadın ağırlıklı tek alan 100 erkeğe 131 kadının düştüğü tarımsal faaliyetlerdir.
Örnekleri artırmak mümkün.
Siyasetin, kadınlara yönelik daha fazla güçlük çıkardığı doğrudur. Evdeki iş bölümü, annelik, “taciz riskleri” ve başka birçok neden sayılabilir. Ama bunların hiçbiri kadınların üstesinden gelemeyeceği engeller değildir. En büyük engel, kendi alanlarını kadınlarla paylaşmak istemeyen “erkeklerdir”.
Aynı sayın “sozal”ın söylediği gibi “ayıp olmasın diye erkeklerin seçtiği kadınlar” olmak istemiyor kadınlar. Ama bunun engellemenin yolu sözünü ettiğim gibi sadece kota değil, siyasette lider egemenliğine son vermek...
Kadınlar kadın oldukları için değil, “ayrımcılığa” uğradıkları için, bu toplumun yarısını oluşturdukları için bugün parlamentoda eşit temsil istiyorlar. Kadınlar dar bir çıkar grubu değildir. Diğer gruplar, etnik kökene sahip olanlar, meslek grupları çıkarlarını savunan temsilciler seçtirebilir, sivil toplum örgütleri, odaları vb. ile zaten bunu yapıyorlar. Kadınların bunun için bir “seçim bölgesi” de yoktur.
Ka.der erkeklerin de üye olduğu bir kadın örgütüdür. KA.DER’ in yoğun çabaları, bu kampanyadaki büyük masrafları boşuna değil. Bugün dikkat çeker, yarın etki yaratır, gelecekte sonuç verir.
Erkek demokrasiden, gerçek demokrasiye geçmenin başka yolu yok. Kentli-köylü ezilen, perişan durumdaki kadınların kurtuluşu da siyasette, lider hegomonyasını, icazetini aşabilecek temsil yeteneğine sahip kadınlarla, erkeklerin birlikte çalışmalarıyla gerçekleşecektir.
Bu tartışmada ironik olan bir diğer konu, iki erkek kafa kafaya verip, bunu tartışıyor olmamız. Açıkcası bir “kadının” da bu konuda söz almasını tercih ederdim.
Sayın sozal'ın yazısı için: http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=ssirri&CId=40398
Veriler: Eşit temsil için cinsiyet kotası /Erkek demokrasiden gerçek demokrasiye, Ka.der yayını (2005)
onpunto / 24.03.2007 / O. Suat Özçelebi
İki dudak demokrasisi
Kadınlar siyasette daha fazla yer almak ve temsil oranlarını artırmak için haklı olarak seslerini yükseltiyor. Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (Ka.der) 2007 seçimleri öncesinde adaylık süreçlerine kadınların daha fazla katılmalarını sağlamaya çalışıyor. "Meclise girmek için erkek olmak şart mı?" adlı kampanyada temel amaç, siyasi partilerin aday listelerinde seçilebilecek yerlerde kadınların da aday gösterilmesini sağlamak.Ka.derli kadınlar hazırladıkları posterlerde aslında, kendilerine değil, bu toplumda gittikçe kemikleşen ayrımcılığa “bıyık takıyorlar”. Ayrımcılığın her anlamdaki erkek yüzüyle, hem erkekler hem de toplum yüzleşebilsin, diye.
Ancak bu yüzleşmenin önüne dikilen ve "ayrımcılık" dışındaki, asıl büyük engeli göremiyorlar. Bu engel, demokrasimizi, siyasi partiler rejimimizi “iki dudak demokrasisi”ne indirgeyen, "siyasi partiler yasası"dır.
Bir siyasi partide herkes hukuksal güvenceye sahip olmadan, o partide-ülkede demokrasiden ve eşit koşullarda yarıştan söz etmek mümkün değil. Milletin önüne “sandık” koymak, demokrasi için yeterli değil. Sandığın öncesi ve sonrası demokrasiden ve adaletten nasibini almamışsa, ortaya sadece “iki dudak demokrasisi” çıkıyor.
Lider ve ekibinin, iki dudağı ve insafıyla oluşturulan milletvekili listelerine izin veren siyasi partiler yasasıyla, aslında sadece kadınlar değil, erkekler de on yıllardır ayrımcılığa uğruyor.
Erkek egemen bakış açısının TBMM’de “egemenlik kayıtsız şartsız erkeklerindir” biçimine birçok kez bürünebildiğinin artık herkes farkında. Ka.der’in kampanyası, Meclis'te kadınların sorunlarını sadece erkeklerin değil, erkeklerle birlikte eşit düzeyde ya da en azından sesi daha gür çıkacak sayıda kadınla çözülebileceğini görmemizi istiyor.
Ancak kadınlarımız, yükselen sesleriyle öncelikle “egemenlik kayıtsız şartsız liderlerindir” biçimine bürünmüş Meclisimizin dönüşmesine öncülük etmelidir. Bu temel sorun çözülmezse, düşük sayıda temsil, sadece liderlerin "lütfuyla" çözülebilir. Elbette kimse lütuf istemiyor. Kadınlar da millet de kendi iradesiyle seçmek-seçilmek istiyor.
Millet, her seçimde neredeyse tasdikçi konumuna indirgenmiş durumda. Uzun yıllardır liderlerin ve yakın çevrelerinin seçip, düzenledikleri milletvekili listelerini onaylıyorlar sadece. Yani Meclis'e girmek için "erkek" olmak da yetmiyor.
Kendinizi boşuna aldatmayın, parti-içi demokrasi yoksa, milletvekili listelerinde hiçbir şansınız yok. Ka.der’in kampanyasının, kadınlarımızın, gençlerimizin, erkeklerimizin, hepimizin kaderi, her seçimde olduğu gibi parti liderleri ve ekiplerinin iki dudağının arasında...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)