Anayasa taslağı önümüze konmak üzere. Birkaç gün içinde tartışmayı bir taslak üzerinden yapmaya başlayacağız. Taslak öncesinde herkes kendine sormalı.
Gerçekten sivil bir Anayasa mı istiyoruz?
Yanıtınız evet ise, öncelikle istisna ve imtiyaz yaratan Anayasa maddelerini tartışacaksınız o zaman.
Kim olursa olsun, asker, sivil, kurum, kişi demeyeceksiniz mevki ve makama bakmayacaksınız. Hukuki eşitlik ilkesini Anayasanın sadece ruhuna değil tüm maddelerine açık seçik yazacaksınız. Ama “fiili” eşitliği de unutmadan.
Yüksek Askeri Şura kararlarını yargı denetimine açıyorsanız, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu kararlarını da açacaksınız, kimseye ayrıcalık sağlamayacaksınız. Hükümeti, bakanları yargıya müdahele eder olmaktan çıkaracaksınız.
Sadece milleti koruyan, millete “taraf” bir Anayasa yapacaksanız, devleti ve devlet kurumlarını vatandaş karşısında “hükmeden” değil “hizmet” eden hale getireceksiniz. Devletin millet için var olduğunu unutmadan, devleti de yozlaştırmadan.
Milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığının, aslında “vatandaşın dokunulmazlığı” olduğunu bileceksiniz, diğer dokunulmazlıkların “imtiyaz” yarattığını da. Yolsuzluk ve rüşvet suçları da dahil bir istisna bırakmadan, yargı bağımsızlığına teslim edeceksiniz milletvekillerini de, millet gibi.
YÖK’ün yarattığı imtiyaz ve uygulamaların da başka istisnalar yaratılarak yeni/sivil anayasada tekrar edilmemesi, eğitimin keyfi ellere terk edilmemesi gerekir.
Ve partilerin genel başkanlarının küçük krallıklarına dönüşen siyasi partilere yeni anayasanın “dur” demesi, siyasi partiler yasasına dayanak taşıyacak nitelikte ve açıklıkta bir madde yazımı şarttır.
Bu madde “milli iradeye”, millete anayasal anlamda iradesinin “gerçekten” teslim edilmesi olacaktır. Tasdik değil, seçme hakkını yeniden millete geri verecektir.
Ayrıca 1982 Anayasası’nın geçici maddeleriyle kendini güvenceye alan darbecilerin yargılanma yolu da açılmalıdır.
Hem demiyor mu mevcut Anayasamız bile: Herkes kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Ancak yeni Anayasada mevcut durumun hukuki eşitlik sağlarken fiili “eşitlikten” uzak tuttuğu "kadınlarımız" için “olumlu eylemler” çerçevesinde bir yaklaşıma yer vermesi kaçınılmaz görünmektedir.
Anayasada ne kadar az istisna, ne kadar az imtiyaz, o kadar demokratik bir Türkiye demektir.
Türkiye'de "siyaset" ve "demokrasi" üzerinde vesayet kurmak isteyenler hiçbir zaman çabalarını sona erdirmemiştir. Siyaset, en az sivil-asker bürokratik egemenler kadar, siyasi parti lider ve ekiplerinin iki dudağı arasına sıkışmıştır. Türkiye'nin bugünü ve geleceği önündeki en temel problem budur: Ülkemiz, uzun yıllar içinde "iki dudak demokrasisi"ne dönüşmüştür. 2003 yılından beri, bu sorunla ilgili yazdıklarıma ve yazacaklarıma bu blogdan ulaşacaksınız.
1982 Anayasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1982 Anayasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül, 2007
27 Ağustos, 2007
Anayasayı biz “yapmalıyız”
"Sivil Anayasa"nın ilk taslağı ve sızanlar üzerinden tartışmalar yapılıyor. AKP özellikle Prof Dr. Ergun Özbudun ve ekibine hazırlattığı ön taslağa hukukçulardan oluşturduğu komisyonla çeki düzen veriyor. Hem Özbudun’la yapılan röportajlardan hem de basında bu taslakta yer alan “ilginç” bölümler üzerinden kamuoyunun örtülü ilgisiyle bir tartışma isteği seziliyor.
Ancak önümüze konacak bir taslaktan çok önce “kendi” beklentilerimizi “Sivil Anayasa”dan taleplerimizi parlamentoya ve tüm kamuoyuna duyurmalıyız.
AKP’den yapılan açıklamalara göre taslak metne son şekli verildikten sonra sivil anayasa tüm milletvekillerine ve sivil toplum kuruluşlarına götürülerek, görüşleri alınacak. Ayrıca daha sonra internet sitesinde yayınlanarak kamuoyunun görüş ve düşüncelerine başvurulacak. AKP’nin planına göre, ekim ayından itibaren Meclis’te ele alınacak olan Anayasa değişikliği için 2008’in Şubat-Mayıs aylarında referanduma gidilecek.
Bu taslak önümüze konduğunda, geçmişte yapılan bu tartışmalar çok daha fazla yol gösterici olacaktır. Türkiye ilk kez bir anayasa yapmıyor. Ama uzun zamandır ilk kez “siviller” bir anayasa yapacak. Ve bu seferde siviller, sadece “lider vekillerinden” oluşmasın. Halk her aşamasında anayasasını tartışsın, oluştursun. Bu sadece Meclis’e bırakabileceğimiz, “vekillerimize” devredeceğimiz bir konu değildir.
22 Temmuz seçimleri gibi bu tartışmalar, tüm ayrıntılarıyla, hatta anayasayı oluşturan temel haklar ve ödevler başta olmak üzere tüm bölümlerini kapsayacak bir biçimde dizayn edilebilir.
Geçmişte başta TÜSİAD, sendikalar, üniversiteler olmak üzere birçok kurum, topluluk Anayasa taslakları hazırladı, bunlar da bulunup tartışmanın zenginleşmesi, farklı bakış açılarının oluşması için internet ortamına taşınabilir. Ayrıca bu konudaki haberler özel olarak derlenebilir.
Bu satırların yazarı, “temsil” konusunda ciddi sorunlar taşıyan, lider vekilleri ile dolu bir Meclis’in “sivil bir anayasa” da yapamayacağına inanmaktadır.
Bu inancımı değiştiren bir değişiklik de henüz ufukta görünmemektedir.
Ancak, bir toplum tüm yaşamını, haklarını, hukukunu, ödev ve sorumluluklarını nasıl yönetileceğini belirleyen temel bir belge yeniden yazılırken suskun kalmamalıdır. Bu suskunkunluğun boyutları ilerde yaşayacağız demokrasi dışı olayların derinliğini de belirleyecektir.
1982 Anayasası yapılarken, önüne konanı onaylamak/onaylamamak seçeneği dışında davranamayan bir toplum olmaktan bu sefer çıkmalı, yeni sivil anayasamızı sadece tasdik etmemeli, “yapmalıyız.” Toplumun tüm kesimleri, hep birlikte…
Anayasa, ancak böyle "sivil" olur.
Türkiye’de önümüzdeki aylarda tartışacağımız bundan daha önemli, daha hayati bir konu yoktur.
Ancak önümüze konacak bir taslaktan çok önce “kendi” beklentilerimizi “Sivil Anayasa”dan taleplerimizi parlamentoya ve tüm kamuoyuna duyurmalıyız.
AKP’den yapılan açıklamalara göre taslak metne son şekli verildikten sonra sivil anayasa tüm milletvekillerine ve sivil toplum kuruluşlarına götürülerek, görüşleri alınacak. Ayrıca daha sonra internet sitesinde yayınlanarak kamuoyunun görüş ve düşüncelerine başvurulacak. AKP’nin planına göre, ekim ayından itibaren Meclis’te ele alınacak olan Anayasa değişikliği için 2008’in Şubat-Mayıs aylarında referanduma gidilecek.
Bu taslak önümüze konduğunda, geçmişte yapılan bu tartışmalar çok daha fazla yol gösterici olacaktır. Türkiye ilk kez bir anayasa yapmıyor. Ama uzun zamandır ilk kez “siviller” bir anayasa yapacak. Ve bu seferde siviller, sadece “lider vekillerinden” oluşmasın. Halk her aşamasında anayasasını tartışsın, oluştursun. Bu sadece Meclis’e bırakabileceğimiz, “vekillerimize” devredeceğimiz bir konu değildir.
22 Temmuz seçimleri gibi bu tartışmalar, tüm ayrıntılarıyla, hatta anayasayı oluşturan temel haklar ve ödevler başta olmak üzere tüm bölümlerini kapsayacak bir biçimde dizayn edilebilir.
Geçmişte başta TÜSİAD, sendikalar, üniversiteler olmak üzere birçok kurum, topluluk Anayasa taslakları hazırladı, bunlar da bulunup tartışmanın zenginleşmesi, farklı bakış açılarının oluşması için internet ortamına taşınabilir. Ayrıca bu konudaki haberler özel olarak derlenebilir.
Bu satırların yazarı, “temsil” konusunda ciddi sorunlar taşıyan, lider vekilleri ile dolu bir Meclis’in “sivil bir anayasa” da yapamayacağına inanmaktadır.
Bu inancımı değiştiren bir değişiklik de henüz ufukta görünmemektedir.
Ancak, bir toplum tüm yaşamını, haklarını, hukukunu, ödev ve sorumluluklarını nasıl yönetileceğini belirleyen temel bir belge yeniden yazılırken suskun kalmamalıdır. Bu suskunkunluğun boyutları ilerde yaşayacağız demokrasi dışı olayların derinliğini de belirleyecektir.
1982 Anayasası yapılarken, önüne konanı onaylamak/onaylamamak seçeneği dışında davranamayan bir toplum olmaktan bu sefer çıkmalı, yeni sivil anayasamızı sadece tasdik etmemeli, “yapmalıyız.” Toplumun tüm kesimleri, hep birlikte…
Anayasa, ancak böyle "sivil" olur.
Türkiye’de önümüzdeki aylarda tartışacağımız bundan daha önemli, daha hayati bir konu yoktur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)